İki yanağın arasına gerilmiş bir gülümsemenin kahkahaya dönüşen yolculuğundan bahsetmek isterdim ben de. Ellerini yumruk şekline getirmiş bir çocuğun uyanışına tutunarak mahmur göz kaşımalarını da tarif etmek isterdim. Gelecek her ne kadar çeşitli kurguların suya düşmesi olsa da insan sudaki yansımalarını görmek ister, halka halka. Bu kırıklıklar dağılır ve dibi bulanıklaşan her suyun tedirginliği gibi kalır gelecek de gelmesini beklerken.
Uyandım.
Havalandırılmamış bir evi tütsü gibi saran kahve kokusuna… Uykunun ağırlığıdır sabah kahvesini yumuşak kılan. Akşamdan kalan makyajım, geçen bütün uykusuzluklara inat adeta sanat icra eder gibi benimleydi; tam gözümün altında.
Ben zaten bahanelerimi meşrulaştırmak konusunda iyiyimdir.
Kendime dert ettiğim en büyük mevzu, uykum ağır olmasına karşın erken saatlerde başladığını varsaydığım inşaat sesleri olacak.
Bu döngü ise tam olarak böyle sürüp gidecek.
Ve bilmeyeceğim; gelecek gelene kadar ne kadar geç kaldığımı kendime.
Kötü şeyleri unutmanın çok da kötü olmadığını söyleyeceğim veda ederken. Ama o hep kötü şeyleri anımsayacak, gerçekte kalabilmek için. İki gamzesine sığdırdığı umut, bir gün kendi bağımsızlığını düşlediği benim evimi görmek olacak. Diyeceğim o ki; insan hiçbir zaman geleceğe tutunmaktan vazgeçmiyor sanırım.

Sokakta büyümüş olsa belki de çoktan gökyüzüne karışmış olacak bir Bulut düşleyeceğim. Ağır aksak bütün tepelerde onun özgürlük gülümseyişini hatırlayarak mutlu olacağım. Köpeklerin gamzesi yok. Onlar gülümsemelerini kuyruklarına sığdırıyorlar.

Bir yastığın altında sakladığım bütün yalnızlıklarımı nasıl biriktirdiğimi hiçbir zaman sorgulamadığım bir günün gecesinde, mutlu olduğum anlarım fragmanı yayımlanacak. Yeşilçam’dan alışkın olduğum “mutlu son” ibaresini arayacağım.

Sonradan öğreneceğim:

Mutsuzluklar da sevdaya dahil.
Bir ayrılığın meyvesi olarak kendini terk etmiş bir kadının hayal kırıklıklarıyla büyümüş bir çocuğun kendine sığınak olarak sunduğu tek yer geleceğe dair.

Şu son yudumu alayım da, gardımı da alabileyim.

Reklam
Standart

Kalabalığa karışmaktır umut.
İnsanları izlemek metroda rahatsız etmeden.
Bir mesajı beklemek değil belki ama, Bir yüzü özlemektir belki de kim bilir.
Dokunmamayı söyleyen düzene inat da olsa sıcaklığa kaptırmaktır tenini.
Kararsız kalmaktır umut. Nereye gideceğini asla bilmeden.
Bir daveti beklemek değil ama,
Amaçsızlığı özlemektir,kim bilir.
Nefes almamanı söyleyenlere inat, derin ve uzun nefes almaktır belki
Hayallere kapılmaktır umut. Neyi düşleyeceğini bilmeden ansızın.
Bir ilhamı beklemek değil ama,
Düşünmeyi özlemektir, kim bilir. Konuşmamanı söyleyenlere inat. Dik tutmaktır kendini ve  ruhunu.
Umut hep vardır.

Standart

Kendimi düşünürken buluyorum sık sık.
Boş gözlerime saklı gözyaşları doluyor birden bire.
Silmek bile gelmiyor içimden;
Düşüncelerimi seçmek gelmiyor. Vazgeçiyorum dünden. Görmüyorum ama geçmişteki batışını
güneşin ve battığı yerde kalışını.

Standart

Hayat seçmektir.
Gitmek ya da gitmemek bir seçimdir.
Gelmek bir seçim, koşmak bir seçimi, oturmak bir seçimdir.
Aslında çoğu şeyi seçiyoruz. Belki sevgiyi bile biz seçiyoruz.
Hayat çok farklı bir denklemdir.
İnsanlar dünyanın etrafında döndüğünü düşünebilir.
Akıl, kalp ve düşünce hepsi birer seçim.
Bu hayatı ne kadar biz olarak yaşayabiliyoruz.
Garip bir denklem.
Doğmak bir seçim değil. Ölüm bir seçim değil.
Yürek bir kalbi beklerken gidiyorsa belki de dünya ona bir öykü anlatıyordur.
Resimler, hayaller bir yerde kalacak ve bir kapı açılacak. Dünya ıssızlığında belki de bu kapı hayatın ta kendisi olacak.
Bir dakika belki de mi dedim.
Hayat devam eden bir süreç. Yaşarken kimi zaman bazı şeyleri seçebiliyoruz. Bazı şeyleri ise seçemiyoruz.
Bu hayatı anlamak zor. Eğer her şey seçimse hayat neydi? Dünya neydi.
Hayatın garipliğinde bir gemiye binmiş. Bir yere gidiyoruz.
İnsan hiçbir şeyin zorunda değildi. Ama kalp kırmak bir yenilgiydi.

Standart

Yine yollardayız gidecek çok yolumuz var.Yetişemediklerimiz var.Acele etmeliyiz.Elimizden, yanımızdan göçenler var.Gönlümüzden gidemeyenler var.Kalbimizde yaşarken nasıl olur da ölebilir insan.Her bir hücreden yeniden doğan insan.Yeniden çocuk olan insan.Gönlümüzden gidemezken ismi taşlarda nasıl yazar.Bahçede sokaklarda koşan insan.Dünyadan elemlice nasıl geçer insan.Sözler yetersiz kalırken bir anneden nasıl yaş gibi düşer insan.Mana aleminde renkli bir kuş…Firdevs bahçesinde zümrüd-ü anka…Bu böyle olmamalıydı derken hep böyle olurdu..

Standart

Kendimi ve hayatımı bir cümle ile özetleyecek olsaydım, o cümle; “Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın, yok ettiği.” olurdu. Bir şeyleri tamam etmeye kalkıştıkça kendim yok oldum hep. Hangi dala elimi uzatsam kurudu, ben de kurudum. Bazı şeyler bozuk kalmalıymış, yaşadıkça öğrendim.“Her şeyi düzelteceğimi, herkesi iyileştirebileceğimi ve insanları nezaketle eğitebileceğimi sandığım zamanlar, yaptığım bütün o hatalar gözümün önüne gelince, harcadığım zamana ve yitirdiğim akıl sağlığıma çok üzülüyorum.”

Standart

Kadın çekicidir .
Göze sürme, kaşa rastık çeker.
Kendini naza çeker . Yapılanları sineye çeker.
Gecenin bir yarısı canı tatlı çeker.
Hamarattır mutfağa girdi mi ziyafet çeker.
Kibrit kutusu kadar peynir yer diyet yapar açlık çeker.
Sağlam laf sokar şimşekleri üstüne çeker .
Hoşuna gitmeyen durumlarda cık cık çeker . Cevaplardan çok soruya dikkat çeker .
Demir eksikliği , vitamin eksikliği en çokta ilgi eksikliği çeker.
Bulaşığa girişir kolları dirseğe kadar çeker .
Elektrik süpürgesini alır tozu pisliği çeker .
Beğendiği eteğe girmek için göbeği içine çeker .
Topuklu ayakkabı yüzünden halayda , yağmurda , yokuşta patinaj çeker.
6. hissiyle yapılan tüm yaramazlıkların röntgenini çeker .
Tek kaşı kaldırma suretiyle ihtar çeker.
Sabrı taşarsa bombanın pimini çeker .
Kıymetinin anlaşılacağı günü iple çeker . 🌸

Standart

O yollardan geçtikçe düşüncelerin sana hatırlatıyor sürekli ” gidince geçmeyen şeyler de var, zira en iyi yol arkadaşın kafandakilerdir” diye. Yol sonunda sadece vardığın yer farklı oluyor. Beklentiler asla cebine sığmıyor . Gözyaşların bavuluna sürekli ortak oluyor .
Velhasıl artık yolculuk çekmiyor canım. Yolda kalmakla yoldan kalmak sürekli aynı noktaya varıyor.

Standart

Dokunsanız dağılacağım. 
İyisi mi dokunmayın. Sanki dursam bir yerde rahatlayacak herkes. Aklımın içinde koparılmış, karman çorman edilmiş bir film bandı var. Çözebilsem. Çözemiyorum. Köprünün ayağına gelince duruyorum. Biraz önce kuşlarla konuşmayı denemiş, başaramamış, parkta yatan sarı-beyaz köpek yüz çevirince bir parçada ona kırılmış; yürütmekten de aramaktanda vazgeçmiş duruyorum öylece. Yol boyunca gördüğüm; oltalarına takılsam da, balık gibi denize atıverseler beni diye içimden defalarca geçirdiğim balıkçılara benziyorum.

Standart

Bedenimden sıyrılmak istiyorum. Etler etlere değerken, kusurlar kusurlara çarparken, gözler birbirini böyle asıp keserken, ne ölür ne yaşar bu insanlar! Kafesin kapağını açıp vücudumdan uçmak, saf kendimle yaşamak istiyorum; sadece ‘bir tek an’ için bile olsa… Değmez mi? Gözlerin görüntülerin ötesine geçtiğini, henüz oluşu gerçekleşmemiş bir görüntüyü özünle duyduğunu, insanlığının katıksız, yargısız mutluluğunu hayal edebiliyor musun? Ya kalbinin göğüs kafesinden gümbür gümbür yuvarlanışı? Sırf dünyada tanık olabilmek için bu müziğe, kulaklarımı soyunmayı en sona bırakacağım diyorum. Bir tişörtü sıyırıp atar gibi önce kollarımı, sonra başımı bırakmak istiyorum boşluğa. ‘Sıkılıyorum bu çamurlu giysinin içinde.’ Sıkılıyorum çünkü özüm bambaşka telaşlarda. Düşüncelerim de, düşlerim de bu kılıfın ötesinde bedenden ayrı yaşıyor. Birleşmiyor iki yüzüm. Görüntüm olamıyorum, aklımı giyemiyorum. Düşüm sarkıyor yanaklarımdan, bulanıyorum. Işıklar arasında anlaşılmaz bir karartı olacağımdan korkuyorum. Çekmeyen telefon gibi işlevsiz kalıyorum o zaman, varlığın sinyalleri için bir santral olmalı mı illa? Tüm çabamız, ta en başından beri anlaşılmak içindi, beni anla! Şüpheye düşme varlığımdan. Beni istediğin zaman görebilirsin, burada, adımı uzunluk ölçüleriyle hesaplanamayan bir çift ayakla, kelimeden kelimeye yürürken… Beni anla!

Standart